Miyazaki’nin Hayal Dünyasına Giriş

Japon anime sanatçısı ve yönetmen olan Hayao Miyazaki, kariyeri boyunca pek çok çizgi filme imzasını attı. Anime ve çizgi film dünyasında efsane sayılabilecek isimlerden biri olan Miyazaki’nin ünü yalnızca Japon çevresinde değil tüm dünyada bilinmekte.  20’den fazla ödül sahibi olan yönetmenin yine aynı şekilde 20’den fazla eseri bulunmakta. Özellikle 2001 yılındaki filmi Spirited Away (Ruhların Kaçışı) ve 1988’deki My Neighbor Totoro (Komşum Totoro) ile bilinen yönetmenin 1968’den bu yana kariyeri devam etmektedir. Son filmi 2013’te yayınlanmıştır.

Hayal gücüyle sınır tanımayan Miyazaki’nin bu yeteneğini filmlerindeki renk akışlarında ve en ufak detaylarda bile görmemiz mümkün. Gerçek anlamda insan beyninin ne kadar yaratıcı olabileceğinin, hiç yoktan dünyalar var edebileceğinin somut bir örneği kendisi.

Efsane Miyazaki

Filmlerine baktığımızda ufacık bir evin içindeki eşyaların detayları, ormanın içindeki yaprakların uçuşması hatta gölgelerin yerleşimi ve gerçekçiliği bile Miyazaki’yi efsane saymamız için yeterli sebeplerden. Tabii ki insana rüyadaymış hissi veren görselliğin yanında işlediği konular da bir o kadar yaratıcı. Filmlerin konu içeriğinin görüntülerdeki detaylarla birleşmesi sonucu, izlerken aynı anda hem ürküten hem de içten içe huzurlu hissettiren bir yanı olduğunu düşünüyorum.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazımızda Miyazaki’nin yine en bilinen filmlerinden biri olan Howl’s Moving Castle (Yürüyen Şato)’ı ele alacağız. Diane Wynne Jones’in aynı isimli kitabından 2004 yılında ekranlara uyarlanan film de en az Spirited Away (Ruhların Kaçışı) kadar ilgi görmüştür. Film genç bir kadının kötü bir cadı tarafından büyüyle yaşlandırılmasıyla başlar. Artık tanınamaz hale gelen Sophie, yaşadığı yeri terk eder ve Howl isimli, yürüyen şatosu olan bir büyücünün yanında yaşamaya karar verir. Bunlar olurken aynı zamanda ülkedeki savaş da herkesi etkilemektedir.

Yönetmenin Howl’s Moving Castle’da, Spirited Away’da da olduğu gibi ana erkek karakteri; kendini canavara dönüştürebilen, insan haliyle güzel görünümlü fakat canavar halindeyken sinirlenince kendini kaybeden ve başroldeki kadın karakterin ne olursa olsun pes etmediği tarzda karakterlere değinmesi dikkatimi çeken öğelerden biri oldu.

 

 

 

 

 

 

Filmdeki görsellik, diğerlerinde olduğu gibi yine ön planda ve insan izlemekten kendini alamıyor. Spiritüel olarak doyuma ulaşabileceğiniz filmlerden biri olduğunu düşündüğüm Howl’s Moving Castle’ı kesinlikle tavsiye ediyorum ve iyi seyirler diliyorum!